Şu yaşıma kadar hiç yeni yıl kararı almadım. Bir şekilde yapmak istediğim şeyler için günü geldiğinde elimden geleni yaptım. Ama bu yıl bir değişiklik yapıp yeni yıl kararlarımı beyan ediyorum.
Böylelikle bu kararları yerine getirip getiremeyeceğimi takip etmeye çalışacağım. Biraz uzun bir liste olacak belli ki, haydi başlayalım.....
1_ Yeni dövmeni nerene yaptıracağına karar ver. Yaklaşık 1 senedir bunu düşünüyorsun. Karar ver ve yaptır artık lütfen !
2_ İspanya seyahatini planla. Şimdiden bunun için hazırlık yapmazsan, gitmek istediğin gün geldiğinde hayal kırıklığı yaşayacaksın. Berk'i özleyip, mızmızlanmamak için şimdiden plan yapmaya başla !
3_ Hep savunduğun açık iletişim için hala çaba sarfetmen gerekiyor. Gerekirse patavatsız ol, ama kafandan geçeni söyleyebilmeyi öğren bu yıl.
4_ Hayattan keyif almaya devam et. Elindeki tek yaşamı kıymetli anılarla bezersen, zorluklarla karşılaştığında daha güçlü olursun.
5_ Daha fazla yazı yaz. Anılarını yazmazsan o küçücük hafızandan uçup gidiverirler.
6_ Sinirine hakim ol ! 2013 yılını barut gibi geçirdin. Sinirin karakterine oturmasına izin verme. Hani hep yaparsın ya; " Derin bir nefes al, sonra cevap ver. "
7_ İş konusunda daha çok çaba harca. Başarıyı nasıl elde edeceğini daha önce keşfetmiştin. Tekrar yapabilirsin. Hedefine ulaştığında kendini ödüllendirmeyi unutma.
8_ Sevdiğin insanlara sevgini göstermeye devam et. Bu hayatta asla pişman olmayacağın bir şey.
9_ 2 senedir " Nasıl olsa istediğim zaman kilo verebiliyorum." diye semirdin. Ameliyatın etkisi kalmadı artık. Yaş 30'a geliyor. Haziran'dan önce 55 kilo görmek istiyorum seni. Sporu da ihmal etme, özellikle bisikletini. Hani aldığında çok sevinmiştin ya...
10_ Farklı kitaplar da oku. Son aldıkların güzel bir başlangıç olabilir. Hep aynı şeyleri okuyarak yeni dünyalar keşfedemezsin.
11_ Kozmetik ve bakım ürünlerini doğru seç. Artık 18 yaşında değilsin. Cildini tanı, iyi analiz et. Sonra pişman olmak istemezsin.
12_ Daha sistemli bir şekilde ajanda tut. Böylelikle küçücük hafızanın kötü oyunlarından da kurtulmuş olursun.
13_ Kitap okumak, müzik dinlemek, sinemaya gitmek birer hobi değildir. Kendine gerçek bir hobi bul.
14_ Müziğe daha fazla vakit ayır. Yapabilirsen bir piyano al. Öğrenmek için çok çaba sarfettin, unutmamak için de çaba sarfet.
15_ Bir de gözünü seveyim sağlığına dikkat et ! Senin ihmalkarlığın yüzünden çok ağrı çekiyorum.
16_ Gelelim en önemlisine; kırdığın çok özlediğin bir arkadaşın var hani... Cesaretini topla ve en azından bir telefon et. Biliyorsun numarası hala ezberinde....
Biliyorum biraz "Kişisel Gelişim Kitabı" tadında oldu. Ama her biri bu yıl için yapabilmeyi samimiyetle dilediğim şeyler. Belki de bu yıl kendimi biraz geliştirmem gerek. ;)
Bir çoğunuz beni tanıyor, kararlarıma katkıda bulunmak isterseniz, her türlü öneriye açığım. Bana yazmaktan çekinmeyin...
Herkese çok mutlu bir yıl diliyorum....
Dudak tiryakisi herkes, korkuyor içine çekmeye aşkı...
Aşk meşk değil aslında anlatacağım... Yüzeyselliğe yalnızca tepkim.. İçimden ne geçiyorsa o olacak parmaklarımdan dökülenler..
7.1.14
Yeni Yıl Kararı da Almak Lazım Bazen...
Etiketler:
açık iletişim,
ajanda,
bakım,
bisiklet,
cesaret,
dövme,
hafıza,
hobi,
İspanya,
kararlar,
keyif,
kilo vermek,
kişisel gelişim,
mutlu yıllar,
piyano,
plan,
sağlık,
sinema,
spor,
Yeni yıl
7.11.13
İzler oldum...
Gündem o kadar salakça ki, bu aralar, televizyonu açasım gelmiyorç Dolaysıyla filmlere, dizilere sarmış vaziyetteyim.
Lost2tan beri bölüm takip edemiyorum zaten. ayda ylda bir girip 5 - 6 bölüm izleyip çıkıyordum.
Dikkatinizi çekmiştir. Girip izliyorum. ben de'torrent' kullanmayı beceremeyen şanssız çoğunluktan biriyim. 5 kişi anlattı şu ana kadar. 5'inde de "Hııı... Çok Kolaymış.." dememe rağmen kendi başıma denediğimde bi' bok anlamadığımı farkettim. Herneyse konumuz bu değil.
Bir şekilde üç-beş bölüm izlediğim ve beğendiğim 3 diziyi son bölümlere kadar izleme şansı buldum bu aralar...
1- How I Met Your Mother [ IMDB - 8,6 / Ben - 9,0 ]
Eminim namını duymayan kalmamıştır. Ted'in, arkadaşlarının saçmalıkları arasında, hayatının aşkını bulma çabasını kesitler halinde görüyoruz dizide. 2005 yılından itibaren her bölümde daha keyifli, her bölümde daha saçma.. Bölümler ilerledikçe hem yan karakterlerin hem de ana karakterlerin hikayelerine yer veriliyor. Sanırım bu, şu ana kadar en çok sevdiğim dizi halini aldı. Kendi yaşantımdan çok iz bulduğumdan ötürü belki de, bilemiyorum.
2- Girls [ IMDB - 7,2 / Ben - 7,0 ]
Hikayeler genel olarak Hannah üzerinden anlatılsa da, adından da anlaşılacağı gibi kızlardan oluşan bir arkadaş grubunun hikayesi. Sanıyorum bu diziyle ilgili beni en çok etkileyen, seçilen bütün karakterlerin sıradan tipler olması. İnanılmaz seksi kadınlar/erkekler, şaşalı hayatlar yerine, sıradan insanların, sıradan hayatlarında yaşadıkları gel-gitleri izlemek daha fazla keyif veriyor son zamanlarda.
3- Misfits [ IMDB - 8,3 / Ben - 7,0 ]
İngiliz aksanı severler bu diziye bir göz atsın derim. Ben diziyi izleyeme tam da bu nedenle başlamıştım. Sonra doğaüstü hikaye tutkum devam etmeye teşvik etti diyebilirim sanırım. "Suçlu" 5 gencin kamu hizmeti esnasında düşen yıldırımın etkisiyle kazandıkları doğaüstü güçler ve bu güçlerin başlarına açtığı dertler eminim benim gibi size de keyif verecek. İlerleye bölümlerde ortaya çıkan diğer yetenek kazanmış karakterleri de izledikten sonra " Ben de böyle bir güç kazanabilsem hangisini isterdim ?" diye uzun uzun düşündüm.
Yakın zamanda son izlediğim filmlerden de bahsetmeyi düşünüyorum. Tavsiyeleriniz varsa, kesinlikle duymak isterim..
Lost2tan beri bölüm takip edemiyorum zaten. ayda ylda bir girip 5 - 6 bölüm izleyip çıkıyordum.
Dikkatinizi çekmiştir. Girip izliyorum. ben de'torrent' kullanmayı beceremeyen şanssız çoğunluktan biriyim. 5 kişi anlattı şu ana kadar. 5'inde de "Hııı... Çok Kolaymış.." dememe rağmen kendi başıma denediğimde bi' bok anlamadığımı farkettim. Herneyse konumuz bu değil.
Bir şekilde üç-beş bölüm izlediğim ve beğendiğim 3 diziyi son bölümlere kadar izleme şansı buldum bu aralar...
1- How I Met Your Mother [ IMDB - 8,6 / Ben - 9,0 ]
Eminim namını duymayan kalmamıştır. Ted'in, arkadaşlarının saçmalıkları arasında, hayatının aşkını bulma çabasını kesitler halinde görüyoruz dizide. 2005 yılından itibaren her bölümde daha keyifli, her bölümde daha saçma.. Bölümler ilerledikçe hem yan karakterlerin hem de ana karakterlerin hikayelerine yer veriliyor. Sanırım bu, şu ana kadar en çok sevdiğim dizi halini aldı. Kendi yaşantımdan çok iz bulduğumdan ötürü belki de, bilemiyorum.
2- Girls [ IMDB - 7,2 / Ben - 7,0 ]
Hikayeler genel olarak Hannah üzerinden anlatılsa da, adından da anlaşılacağı gibi kızlardan oluşan bir arkadaş grubunun hikayesi. Sanıyorum bu diziyle ilgili beni en çok etkileyen, seçilen bütün karakterlerin sıradan tipler olması. İnanılmaz seksi kadınlar/erkekler, şaşalı hayatlar yerine, sıradan insanların, sıradan hayatlarında yaşadıkları gel-gitleri izlemek daha fazla keyif veriyor son zamanlarda.
3- Misfits [ IMDB - 8,3 / Ben - 7,0 ]
İngiliz aksanı severler bu diziye bir göz atsın derim. Ben diziyi izleyeme tam da bu nedenle başlamıştım. Sonra doğaüstü hikaye tutkum devam etmeye teşvik etti diyebilirim sanırım. "Suçlu" 5 gencin kamu hizmeti esnasında düşen yıldırımın etkisiyle kazandıkları doğaüstü güçler ve bu güçlerin başlarına açtığı dertler eminim benim gibi size de keyif verecek. İlerleye bölümlerde ortaya çıkan diğer yetenek kazanmış karakterleri de izledikten sonra " Ben de böyle bir güç kazanabilsem hangisini isterdim ?" diye uzun uzun düşündüm.
Yakın zamanda son izlediğim filmlerden de bahsetmeyi düşünüyorum. Tavsiyeleriniz varsa, kesinlikle duymak isterim..
6.11.13
Yaz Bir Şeyler !
Son yazımdan -Nisan- itibaren sürekli kendime notlar yazıyorum.
" Yaz Bir Şeyler ! "
Duvaruma post-it'ler, bilgisayarıma notlar...
Konuşurken romanlar dolusu anlatıyorsun. Yaz bir şeyler de kalıcı olsun. Yaz ki, gün gelir de bir kanıt istersen "ne düşündüğüne, ne hissettiğine" dair hatırlatacak iki satır bulunsun. Yaz ki unutma !..
Ama yapamıyorum. Kafamdan geçen milyonlarca cümleyi kelimelere sığdıramıyorum. Belki elim yetişmiyor, belki de süzgeçten geçirmek istemiyorum.
Bazen çok yalnız hissediyorum, bazen çok çaresiz, bazen heyecanlı, çoğunlukla da mutlu... İçimden geçenleri anlatabilmek, aylar belki yıllar sonra, tekrar tekrar okumak, o ana dönmek, aynı hisleri geçmişteki benle paylaşmak istiyorum.
Kimse okumasa da kendi masalımı ben okuyayım; " ne sevmişim, ne üzülmüşüm, ne badireler atlatmışım, ne çılgın zamanlar, ne anılar biriktirebilmişim" diyebilmek, her birini bir yerlere kazımak, ölümsüz yapabilmek istiyorum.
Ama yapamıyorum.
Yazmak istediğimde, özellikle mutsuz hissettiğimde yalnızca gözlerimi kapatığ yazdığımı hayal ediyorum. Kimi zaman kağıtla-kalemle, kimi zamansa klavyede kelimelerin ardı ardına dizildiğini... Hissettiğim, "keşke bunu da söyleseydim !" dediklerimin sıralandığını...
Keşke yazabilme kabiliyetiyle ödüllendirilenlerden biri olsaydım. Belki o zaman hayatıma giren hemen herkese bir mektup yazar, bana ne hissettirdiklerini yazardım.
" Yaz Bir Şeyler ! "
Duvaruma post-it'ler, bilgisayarıma notlar...
Konuşurken romanlar dolusu anlatıyorsun. Yaz bir şeyler de kalıcı olsun. Yaz ki, gün gelir de bir kanıt istersen "ne düşündüğüne, ne hissettiğine" dair hatırlatacak iki satır bulunsun. Yaz ki unutma !..
Ama yapamıyorum. Kafamdan geçen milyonlarca cümleyi kelimelere sığdıramıyorum. Belki elim yetişmiyor, belki de süzgeçten geçirmek istemiyorum.
Bazen çok yalnız hissediyorum, bazen çok çaresiz, bazen heyecanlı, çoğunlukla da mutlu... İçimden geçenleri anlatabilmek, aylar belki yıllar sonra, tekrar tekrar okumak, o ana dönmek, aynı hisleri geçmişteki benle paylaşmak istiyorum.
Kimse okumasa da kendi masalımı ben okuyayım; " ne sevmişim, ne üzülmüşüm, ne badireler atlatmışım, ne çılgın zamanlar, ne anılar biriktirebilmişim" diyebilmek, her birini bir yerlere kazımak, ölümsüz yapabilmek istiyorum.
Ama yapamıyorum.
Yazmak istediğimde, özellikle mutsuz hissettiğimde yalnızca gözlerimi kapatığ yazdığımı hayal ediyorum. Kimi zaman kağıtla-kalemle, kimi zamansa klavyede kelimelerin ardı ardına dizildiğini... Hissettiğim, "keşke bunu da söyleseydim !" dediklerimin sıralandığını...
Keşke yazabilme kabiliyetiyle ödüllendirilenlerden biri olsaydım. Belki o zaman hayatıma giren hemen herkese bir mektup yazar, bana ne hissettirdiklerini yazardım.
14.7.11
Farklı kafalar....
Bu aralar 'kıskançlık' huy edindim... Hiç tarzım değildir aslında... Aman yanlış anlaşılmasın böyle sevgiliye sarılan, 'Nerdesin ? Kimlesin ?' triplerinden bahsetmiyorum. Onu istesem de 'Kendine yapılmasını istemediğini, başkasına yapma!' mottosu gereğince yapmam zaten.
Benim sıkıntım hayalini kurduğum şeyleri başkalarının yapıyor olduğunu görmek.
Büyük hayaller kurmadım bugüne kadar hiç... Hep makul oldum.. Ama elime hayallerimin onda birini gerçekleştirecek de fırsat geçmedi ne hikmetse.. Yine de dert etmedim çok.. Elimdekiyle yetinmekte üstüme yok :) Ama gel gelelim son zamanlarda, yapmak istediklerimi başkaları gerçekleştirince içimde hasıl olan 'Ben nasıl yapamam, beceremem.. Benim niye hiç fırsatım olmuyor ?' hissinden kurtulamıyorum.. Haset de değil aslında, ben de yapmak istiyorum hepsi bu...
Belki de sürekli bir şeyleri ertelemek canıma tak etmeye başladı, emin değilim.. Benim yaşlarda herkes hayatını düzene sokmaya başladı, ben hala çocukluk heveslerini gerçekleştirememiş, zıpır insan modeli çiziyorum..
Neyse elbet gün gelecek :) Ben de heveslerimden arınıp olgunluğa ulaşacağım.. Ya başarıp ya aşıp kıvama geleceğim :) Orası muallak..
Etiketler:
fırsat,
heves,
Kıskançlık,
mallık :)
27.6.11
Ailem...
Ailemle ilgili hiç konuşmam, hiç yazmam genelde... Ama yokluklarının ne kadar büyük boşluk olduğunu bugün yeniden anladım... 10 günlük keyifli yalnızlıktan sonra ailem yanıma geldi ve her şey daha da güzelleşti sanki...
Çocukluğumdan beri şanslı azınlıktan olduğumu hep fark ettim. Aileme her şeyi anlatabilmek, her konuda desteklerinin arkamda olduğunu bilmek çok önemli bir şey... Bunu kelimelerle ifade etmek zor.. Ne yapacağımı bilmediğim, en çaresiz kaldığımı hissettiğim konularda tavsiye vermeleri, ne karar verirsem vereyim destek olmaları şüphesiz mükemmel bir duygu artı özgürlüğümü de bana vermeleri tarifsiz bir mutluluk... 26 yaşında hele de bir hatun kişiyseniz aslında çok fazla sorumluluk yükleniyor üstünüze... Olgun olmanız, doğru zamanda doğru şeyi yapmanız bekleniyor bir şekilde... İçinizdeki çocuk köşe bucak çıkacak yer ararken bunları da yapmak haliyle zor oluyor... Mesela bütün bunları yapmaya çalışırken; " Ben paten almaya karar verdim." derken, ailenizden biri, abiniz; " Çok düşeceksin, ama bari alacaksan silikon lastik al." diyorsa çok mutlu oluyorsunuz. Çocukluğunuza, şımarıklığınıza, heyecanınıza ortak olduklarını görünce ailenize daha da bağlanıyorsunuz ( daha ne kadar olabilir orası da muallak ama... )..
Çok keyiflendim haliyle bu akşam... Biraların yanına bir iki de güzel söz eklemek istedim ama benimki gibi bir aileniz varsa hiç bir zaman doğru kelimeleri bulamamak da cabası heralde.. Ne söylersem söyleyeyim bana hissettirdiklerini anlatamam...
Pek dindar olmadığım muhakkak, ama durup durup şükrettiğim bir şey varsa o da ailemdir...
Neyse daha normal bir kafada daha da ayrıntılı anlatacağım ailemi size :) Şimdilik bu kadar...
Çocukluğumdan beri şanslı azınlıktan olduğumu hep fark ettim. Aileme her şeyi anlatabilmek, her konuda desteklerinin arkamda olduğunu bilmek çok önemli bir şey... Bunu kelimelerle ifade etmek zor.. Ne yapacağımı bilmediğim, en çaresiz kaldığımı hissettiğim konularda tavsiye vermeleri, ne karar verirsem vereyim destek olmaları şüphesiz mükemmel bir duygu artı özgürlüğümü de bana vermeleri tarifsiz bir mutluluk... 26 yaşında hele de bir hatun kişiyseniz aslında çok fazla sorumluluk yükleniyor üstünüze... Olgun olmanız, doğru zamanda doğru şeyi yapmanız bekleniyor bir şekilde... İçinizdeki çocuk köşe bucak çıkacak yer ararken bunları da yapmak haliyle zor oluyor... Mesela bütün bunları yapmaya çalışırken; " Ben paten almaya karar verdim." derken, ailenizden biri, abiniz; " Çok düşeceksin, ama bari alacaksan silikon lastik al." diyorsa çok mutlu oluyorsunuz. Çocukluğunuza, şımarıklığınıza, heyecanınıza ortak olduklarını görünce ailenize daha da bağlanıyorsunuz ( daha ne kadar olabilir orası da muallak ama... )..
Çok keyiflendim haliyle bu akşam... Biraların yanına bir iki de güzel söz eklemek istedim ama benimki gibi bir aileniz varsa hiç bir zaman doğru kelimeleri bulamamak da cabası heralde.. Ne söylersem söyleyeyim bana hissettirdiklerini anlatamam...
Pek dindar olmadığım muhakkak, ama durup durup şükrettiğim bir şey varsa o da ailemdir...
Neyse daha normal bir kafada daha da ayrıntılı anlatacağım ailemi size :) Şimdilik bu kadar...
18.4.11
Yemek yapabilmek....
Yemek yemeğe olan aşkımı eşim dostum pek iyi bilir.. Her an her saat her yemeği yiyebilirim. Kahvaltıda Adana, akşam yemeğinde Tost.. Yeter ki güzel yapılmış olsun. Hatta o kadar ki, doyduğum zaman hafif bir burukluk oluyor içimde, tekrar acıkmayı dört gözle bekliyorum.
E hal böyle olunca da güzel yemekleri olan yerlere anında müdavim oluveriyorum. Happy Moon's da bu mekanlardan biri. Gerçi servisin kalitesi, çalışanlar kibarlığı ve samimiyeti, sunumun doyuruculuğu vs. gibi nedenler de var. Ancak en önemli etken 'Lezzet !'. Kimi zaman haftada 3-4 gün gidiyorum. Her seferinde menüdeki her şeyi yemek isteyip, sipariş verene kadar 3 4 kez fikir değiştirip, en sonunda birine üzülerek karar veriyorum. Her denediğim yemeğin tadını aklıma kazıyıp aynısını yapmaya çalışıyorum.
Burada belirtmem gereken bir şey var. Sanırım bugüne kadar hiç her evde pişen yemeklerden pişirmedim. Yani zaten yemek pişirme konusunda hala toyum, fakat deneysel takılmayı da ayrı bir seviyorum.
Bu noktada da Happy Moon's bana süper bir kılavuz oluyor. Yeme-içme işlerinde geçen 9 seneden sonra da sanırım hedefi tutturma konusunda gayet başarılı bir hal aldım.
Bundan 5 sene önce Tortellini kıvamını yaklaşık 5 denemede tutturabilmiştim. Ama dün Happy Moon's menüsünden Mexican Schnitzel'i tek denemede tutturunca ne kadar mesut oldum anlatamam.Şu ana kadar denemelerim neticesinde menüden yaklaşık 8 yemeği yapabiliyorum. :) Hı ! Bu Happy Moon's müdavimi olmamı engelliyor mu, engellemiyor tabii ki :) Ama bu sayede kendi evim ve hayalimdeki mutfağa ulaştığım zaman arkadaşlarıma o yemekten çok hoşlandığım lezzetleri sunabileceğim.
Ah bir de sosların tarifini verseler.. :):)
Bilmeyen pek azdır ama yine de bilmeyen varsa diye; Happy Moon's
.
E hal böyle olunca da güzel yemekleri olan yerlere anında müdavim oluveriyorum. Happy Moon's da bu mekanlardan biri. Gerçi servisin kalitesi, çalışanlar kibarlığı ve samimiyeti, sunumun doyuruculuğu vs. gibi nedenler de var. Ancak en önemli etken 'Lezzet !'. Kimi zaman haftada 3-4 gün gidiyorum. Her seferinde menüdeki her şeyi yemek isteyip, sipariş verene kadar 3 4 kez fikir değiştirip, en sonunda birine üzülerek karar veriyorum. Her denediğim yemeğin tadını aklıma kazıyıp aynısını yapmaya çalışıyorum.
Burada belirtmem gereken bir şey var. Sanırım bugüne kadar hiç her evde pişen yemeklerden pişirmedim. Yani zaten yemek pişirme konusunda hala toyum, fakat deneysel takılmayı da ayrı bir seviyorum.
Bu noktada da Happy Moon's bana süper bir kılavuz oluyor. Yeme-içme işlerinde geçen 9 seneden sonra da sanırım hedefi tutturma konusunda gayet başarılı bir hal aldım.
Bundan 5 sene önce Tortellini kıvamını yaklaşık 5 denemede tutturabilmiştim. Ama dün Happy Moon's menüsünden Mexican Schnitzel'i tek denemede tutturunca ne kadar mesut oldum anlatamam.Şu ana kadar denemelerim neticesinde menüden yaklaşık 8 yemeği yapabiliyorum. :) Hı ! Bu Happy Moon's müdavimi olmamı engelliyor mu, engellemiyor tabii ki :) Ama bu sayede kendi evim ve hayalimdeki mutfağa ulaştığım zaman arkadaşlarıma o yemekten çok hoşlandığım lezzetleri sunabileceğim.
Ah bir de sosların tarifini verseler.. :):)
Bilmeyen pek azdır ama yine de bilmeyen varsa diye; Happy Moon's
.
Etiketler:
Happy Moon's,
soslar.,
yemek aşkı,
yemek pişirmek
14.2.11
Zeus'um
15 Temmuz 1996
Evimize minicik tostoparlak bişi geldi. Zaten bütün köpeklere aşık olan ben, haliyle kalbimin en kıymetli köşesine oturttum Zeus'umu... Daha eve ilk adım attığında önce benim odama koşup, santim santim her noktayı kokladıktan sonra da en orta yere tuvaletini yapmış, ondan sora da o güzel şirin gözleriyle bana bakıp özür dilemişti sanki.
Senelerce her günümü beraber geçirdim onunla. Her gün eve girerken sanki yıllardır görmemiş gibi bir mutlulukla karşıladı kapıda... Boyumca zıplayıp öpmeye, yalamaya çalıştı...
Gece uykudan uyanıp yatağımdan her kalktığımda koşup yastığıma kafasını koyup, yerinden kaldırmayayım diye gözlerini kapatıp uyumuş numarası yaptı...
Her ağladığımda; boyu yettiğinde gözyaşlarımı, yetmediğinde ellerimi saatlerce yalayıp mutsuzluğumu geçirmeye çalıştı...
Her yemek yediğimizde tam da benim yanıma gelip, kimseye çaktırmadan yemek verebileyim diye uslu uslu oturup beni bekledi...
Her sabah, her akşam dışarı çıkma saati geldiğinde neredeyse konuşarak kendini hatırlattı...
Susadığında banyoya gidip, musluğu gösterdi...
Biri bana kızdığında, bağırdığında; önüme geçip var gücüyle havlayarak beni korumaya çalıştı...
İzin verdiğimde tüm köpeklerle ve hatta tüm kedilerle oyunlar oynadı...
Annem beni uyandırsın diye üstüme saldığında, yorganın içine girip kolumda, koynumda uyudu...
Benim gibi turşu, patlamış mısır sevip, reçel uzatıldığında burun kıvırdı...
İsimlerimiz karıştırıldı senelerce... "Zeus al şu iti sokağa çıkar !" dedi babam kaç kez..
Kızdırdığımda ısırdı, ısırır ısırmaz da canım yandı diye yalayıp tedavi etmeye çalıştı...
Ben evde olmadığımda adım her söylendiğinde kapıya koşup beni aradı...
Telefondan sesimi duyduğunda ağlamaya başladı...
......
Anlatamam sanırım.. onlarca satır da yazsam... Zeus'um hastalandı, gece 3,5 ta veterineri yatağından kaldırıp dünya kadar yol katedip, iyileştir diye yalvarışımı, o hasta diye 2 gün sora benim hastaneye kaldırılışımı.. Az kaldı çarpıyor diye dikkatsiz sürücünün üstüne yürüyüşümü...
Hiç biri anlatamaz hayatta en değer verdiğim canlıya, aslında ne kadar değer verdiğimi...
12,12,2010 Zeus artık yok....
Hayatımın şüphesiz en kötü günü... Hayatım boyunca çok zorluk yaşadım, çok şeyle mücadele ettim herkes gibi.. Ama en çaresiz kaldığım andı.... Son iki gün artık zamanının dolduğunu bilip de bir mucize olması için yalvarmayı, acı çekiyor diye bin kat fazla acı çekmeyi, uyutmaya karar verip, "nasıl uyutabilirim ben Zeus'u ?" sorusunu kendime binlerce kez soruşumu, ve bir gece sabaha karşı uyutmama gerek kalmayışını, taş gibi bedeniyle evin ortasında yatışını kaç yıl geçse de unutamam sanırım...
"Zeus olmadan nasıl yaşayacağım, nereye gömeceğim ?!".... Kafamda onlarca soru varken bir arkadaşım en azından birini çözüp Tuzla'daki hayvan mezarlığına yönlendirdi.
Hep orada olduğunu bileceğim, ama onu bir daha asla sevemeyeceğimi düşündükçe gözyaşlarım bitmek bilmedi...
14,02,2011 Sevgililer Günü
Yaklaşık 1,5 aydır yazmaya çalıştığım, ama düşündükçe gözyaşlarıma hakim olamadığım yazımı hayattaki en büyük aşkıma ithaf ediyorum... Nerededir, nasıldır bilmiyorum... Ama bil ki Zeus'um hayatımı kimse senin kadar güzelleştirmedi... Kimse senin kadar karşılıksız büyük bir sevgiyle sevmedi beni...
Ve değil 1,5 ay binlerce ay, yıl geçse de seni asla unutmayacağım..
Dünyanın en güzel köpeği huzur içinde uyu !!!
28.1.11
6.12.10
Ak...
Hemen gözlerimin altındasın.
Aşağıya bakıyorum,
Hemen oracıkta.
Bir öpüş kadar ıslak,
Bir yol kadar coğrafyana sadık.
Okyanusların tuzları bunlar,
Toplamışsın güzel.
Bir öncesi,
Bir sonrakinden daha sağanak.
Akıyorsun yine...
Durma ak ...
Mevsimler güzel şeyler :)
Her mevsimin başında nasıl mutsuz oluyorum belli değil. Yaz başından daha, kışı özlemeye başlıyorum... Pofuduk kazaklarımdan, kocaman kabanlarımdan, kardan, yağmurdan, sıcak çikolatadan, dışarda üşüyüp, eve varınca mis gibi sıcacık çorba içmekten ve üşüyünce birine sarılıp ısınma hissinden ayrılmak gelmiyor içimden.... Yazlıkları kaldırdığım yerden çıkartma işini de ne kadar geciktirebilirsem o kadar geciktiriyorum... Aynı şekilde kış başında da bir o kadar mutsuz oluyorum. Güneşi, denizi, sahilde sabahlamayı, bronz tenimi, minimum giyinme lüksünü, her an her şeyi yapabileceğime dair içime dolan enerjiyi bırakasım; kısaca ikisinden de vazgeçesim gelmiyor. E hal böyle olunca ben her mevsim dönümünde depresyondan depresyona koşuyorum... Sürekli mutsuz (dahası pesimist), buruk ve kalbi kırık dolaşıyorum ortalarda, hiç bir sebebi olmamasına rağmen üstelik...Hele eve girince.. Mezara girmiş gibi oluyorum resmen. Neden mutsuz olduğumu da anlatamıyorum haliyle. Sürekli gülen insan olunca, neden mutsuz olduğumu da soran çok oluyor. Ama son zamanlarda bu halimi bastıracak bir alternatif buldum gibi. Önelikle beraber vakit geçirmekten keyif aldığım yeni arkadaşlar edindim. Günlerle onlarla beraber, zevkli ( genel olarak alkol yoğun :) aktivitelerle geçiriyorum bir şekilde. Eve vardığımda kitap okumaktan - ki kimi zaman ona da halim olmuyor- başka bir şey yapmaya ya da düşünmeye halim kalmıyor. Böylelikle hayatım anlamsız depresyonlarla baltalanmamış oluyor. İçim daralıp da gözlerime pıtırcık yaşlar dolmuyor :) Ben gibi sebepsiz depresiflere duyrulur =))
Etiketler:
arkadaşlar iyidir,
depresyona çare,
mevsim dönümü
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







