14.7.11

Farklı kafalar....

Bu aralar 'kıskançlık' huy edindim... Hiç tarzım değildir aslında... Aman yanlış anlaşılmasın böyle sevgiliye sarılan, 'Nerdesin ? Kimlesin ?' triplerinden bahsetmiyorum. Onu istesem de 'Kendine yapılmasını istemediğini, başkasına yapma!' mottosu gereğince yapmam zaten.
Benim sıkıntım hayalini kurduğum şeyleri başkalarının yapıyor olduğunu görmek.
Büyük hayaller kurmadım bugüne kadar hiç... Hep makul oldum.. Ama elime hayallerimin onda birini gerçekleştirecek de fırsat geçmedi ne hikmetse.. Yine de dert etmedim çok.. Elimdekiyle yetinmekte üstüme yok :) Ama gel gelelim son zamanlarda, yapmak istediklerimi başkaları gerçekleştirince içimde hasıl olan 'Ben nasıl yapamam, beceremem.. Benim niye hiç fırsatım olmuyor ?' hissinden kurtulamıyorum.. Haset de değil aslında, ben de yapmak istiyorum hepsi bu...
Belki de sürekli bir şeyleri ertelemek canıma tak etmeye başladı, emin değilim.. Benim yaşlarda herkes hayatını düzene sokmaya başladı, ben hala çocukluk heveslerini gerçekleştirememiş, zıpır insan modeli çiziyorum..
Neyse elbet gün gelecek :) Ben de heveslerimden arınıp olgunluğa ulaşacağım.. Ya başarıp ya aşıp kıvama geleceğim :) Orası muallak..

27.6.11

Ailem...

Ailemle ilgili hiç konuşmam, hiç yazmam genelde... Ama yokluklarının ne kadar büyük boşluk olduğunu bugün yeniden anladım... 10 günlük keyifli yalnızlıktan sonra ailem yanıma geldi ve her şey daha da güzelleşti sanki...


Çocukluğumdan beri şanslı azınlıktan olduğumu hep fark ettim. Aileme her şeyi anlatabilmek, her konuda desteklerinin arkamda olduğunu bilmek çok önemli bir şey... Bunu kelimelerle ifade etmek zor..  Ne yapacağımı bilmediğim, en çaresiz kaldığımı hissettiğim konularda tavsiye vermeleri, ne karar verirsem vereyim destek olmaları şüphesiz mükemmel bir duygu artı özgürlüğümü de bana vermeleri tarifsiz bir mutluluk... 26 yaşında hele de bir hatun kişiyseniz aslında çok fazla sorumluluk yükleniyor üstünüze... Olgun olmanız, doğru zamanda doğru şeyi yapmanız bekleniyor bir şekilde... İçinizdeki çocuk köşe bucak çıkacak yer ararken bunları da yapmak haliyle zor oluyor... Mesela bütün bunları yapmaya çalışırken; " Ben paten almaya karar verdim." derken, ailenizden biri, abiniz; " Çok düşeceksin, ama bari alacaksan silikon lastik al." diyorsa çok mutlu oluyorsunuz. Çocukluğunuza, şımarıklığınıza, heyecanınıza ortak olduklarını görünce ailenize daha da bağlanıyorsunuz ( daha ne kadar olabilir orası da muallak ama... ).. 


Çok keyiflendim haliyle bu akşam... Biraların yanına bir iki de güzel söz eklemek istedim ama benimki gibi bir aileniz varsa hiç bir zaman doğru kelimeleri bulamamak da cabası heralde.. Ne söylersem söyleyeyim bana hissettirdiklerini anlatamam... 


Pek dindar olmadığım muhakkak, ama durup durup şükrettiğim bir şey varsa o da ailemdir... 


Neyse daha normal bir kafada daha da ayrıntılı anlatacağım ailemi size :) Şimdilik bu kadar...

18.4.11

Yemek yapabilmek....

Yemek yemeğe olan aşkımı eşim dostum pek iyi bilir.. Her an her saat her yemeği yiyebilirim. Kahvaltıda Adana, akşam yemeğinde Tost.. Yeter ki güzel yapılmış olsun. Hatta o kadar ki, doyduğum zaman hafif bir burukluk oluyor içimde, tekrar acıkmayı dört gözle bekliyorum.
E hal böyle olunca da güzel yemekleri olan yerlere anında müdavim oluveriyorum. Happy Moon's da bu mekanlardan biri. Gerçi servisin kalitesi, çalışanlar kibarlığı ve samimiyeti, sunumun doyuruculuğu vs. gibi nedenler de var. Ancak en önemli etken 'Lezzet !'. Kimi zaman haftada 3-4 gün gidiyorum. Her seferinde menüdeki her şeyi yemek isteyip, sipariş verene kadar 3 4 kez fikir değiştirip, en sonunda birine üzülerek karar veriyorum. Her denediğim yemeğin tadını aklıma kazıyıp aynısını yapmaya çalışıyorum.
Burada belirtmem gereken bir şey var. Sanırım bugüne kadar hiç her evde pişen yemeklerden pişirmedim. Yani zaten yemek pişirme konusunda hala toyum, fakat deneysel takılmayı da ayrı bir seviyorum.
Bu noktada da Happy Moon's bana süper bir kılavuz oluyor. Yeme-içme işlerinde geçen 9 seneden sonra da sanırım hedefi tutturma konusunda gayet başarılı bir hal aldım.
Bundan 5 sene önce Tortellini kıvamını yaklaşık 5 denemede tutturabilmiştim. Ama dün Happy Moon's menüsünden Mexican Schnitzel'i tek denemede tutturunca ne kadar mesut oldum anlatamam.Şu ana kadar denemelerim neticesinde menüden yaklaşık 8 yemeği yapabiliyorum. :) Hı ! Bu Happy Moon's müdavimi olmamı engelliyor mu, engellemiyor tabii ki :) Ama bu sayede kendi evim ve hayalimdeki mutfağa ulaştığım zaman arkadaşlarıma o yemekten çok hoşlandığım lezzetleri sunabileceğim.
Ah bir de sosların tarifini verseler.. :):)


Bilmeyen pek azdır ama yine de bilmeyen varsa diye; Happy Moon's
.

14.2.11

Zeus'um

15 Temmuz 1996

Evimize minicik tostoparlak bişi geldi. Zaten bütün köpeklere aşık olan ben, haliyle kalbimin en kıymetli köşesine oturttum Zeus'umu... Daha eve ilk adım attığında önce benim odama koşup, santim santim her noktayı kokladıktan sonra da en orta yere tuvaletini yapmış, ondan sora da o güzel şirin gözleriyle bana bakıp özür dilemişti sanki.

Senelerce her günümü beraber geçirdim onunla. Her gün eve girerken sanki yıllardır görmemiş gibi bir mutlulukla karşıladı kapıda... Boyumca zıplayıp öpmeye, yalamaya çalıştı...

Gece uykudan uyanıp yatağımdan her kalktığımda koşup yastığıma kafasını koyup, yerinden kaldırmayayım diye gözlerini kapatıp uyumuş numarası yaptı...

Her ağladığımda; boyu yettiğinde gözyaşlarımı, yetmediğinde ellerimi saatlerce yalayıp mutsuzluğumu geçirmeye çalıştı...

Her yemek yediğimizde tam da benim yanıma gelip, kimseye çaktırmadan yemek verebileyim diye uslu uslu oturup beni bekledi...

Her sabah, her akşam dışarı çıkma saati geldiğinde neredeyse konuşarak kendini hatırlattı...

Susadığında banyoya gidip, musluğu gösterdi...

Biri bana kızdığında, bağırdığında; önüme geçip var gücüyle havlayarak beni korumaya çalıştı...

İzin verdiğimde tüm köpeklerle ve hatta tüm kedilerle oyunlar oynadı...

Annem beni uyandırsın diye üstüme saldığında, yorganın içine girip kolumda, koynumda uyudu...

Benim gibi turşu, patlamış mısır sevip, reçel uzatıldığında burun kıvırdı...

İsimlerimiz karıştırıldı senelerce... "Zeus al şu iti sokağa çıkar !" dedi babam kaç kez..

Kızdırdığımda ısırdı, ısırır ısırmaz da canım yandı diye yalayıp tedavi etmeye çalıştı...

Ben evde olmadığımda adım her söylendiğinde kapıya koşup beni aradı...

Telefondan sesimi duyduğunda ağlamaya başladı...

......

Anlatamam sanırım.. onlarca satır da yazsam... Zeus'um hastalandı, gece 3,5 ta veterineri yatağından kaldırıp dünya kadar yol katedip, iyileştir diye yalvarışımı, o hasta diye 2 gün sora benim hastaneye kaldırılışımı.. Az kaldı çarpıyor diye dikkatsiz sürücünün üstüne yürüyüşümü...

Hiç biri anlatamaz hayatta en değer verdiğim canlıya, aslında ne kadar değer verdiğimi...

12,12,2010 Zeus artık yok....

Hayatımın şüphesiz en kötü günü... Hayatım boyunca çok zorluk yaşadım, çok şeyle mücadele ettim herkes gibi.. Ama en çaresiz kaldığım andı.... Son iki gün artık zamanının dolduğunu bilip de bir mucize olması için yalvarmayı, acı çekiyor diye bin kat fazla acı çekmeyi, uyutmaya karar verip, "nasıl uyutabilirim ben Zeus'u ?" sorusunu kendime binlerce kez soruşumu, ve bir gece sabaha karşı uyutmama gerek kalmayışını, taş gibi bedeniyle evin ortasında yatışını kaç yıl geçse de unutamam sanırım...

"Zeus olmadan nasıl yaşayacağım, nereye gömeceğim ?!".... Kafamda onlarca soru varken bir arkadaşım en azından birini çözüp Tuzla'daki hayvan mezarlığına yönlendirdi.

Hep orada olduğunu bileceğim, ama onu bir daha asla sevemeyeceğimi düşündükçe gözyaşlarım bitmek bilmedi...

14,02,2011 Sevgililer Günü

Yaklaşık 1,5 aydır yazmaya çalıştığım, ama düşündükçe gözyaşlarıma hakim olamadığım yazımı hayattaki en büyük aşkıma ithaf ediyorum... Nerededir, nasıldır bilmiyorum... Ama bil ki Zeus'um hayatımı kimse senin kadar güzelleştirmedi... Kimse senin kadar karşılıksız büyük bir sevgiyle sevmedi beni...

Ve değil 1,5 ay binlerce ay, yıl geçse de seni asla unutmayacağım..

Dünyanın en güzel köpeği huzur içinde uyu !!!