6.12.10

Ak...

Hemen gözlerimin altındasın.
Aşağıya bakıyorum,
Hemen oracıkta.
Bir öpüş kadar ıslak,
Bir yol kadar coğrafyana sadık.
Okyanusların tuzları bunlar,
Toplamışsın güzel.
Bir öncesi,
Bir sonrakinden daha sağanak.
Akıyorsun yine...

Durma ak ... 



Mevsimler güzel şeyler :)

Her mevsimin başında nasıl mutsuz oluyorum belli değil. Yaz başından daha, kışı özlemeye başlıyorum... Pofuduk kazaklarımdan, kocaman kabanlarımdan, kardan, yağmurdan, sıcak çikolatadan, dışarda üşüyüp, eve varınca mis gibi sıcacık çorba içmekten ve üşüyünce birine sarılıp ısınma hissinden ayrılmak gelmiyor içimden.... Yazlıkları kaldırdığım yerden çıkartma işini de ne kadar geciktirebilirsem o kadar geciktiriyorum... Aynı şekilde kış başında da bir o kadar mutsuz oluyorum. Güneşi, denizi, sahilde sabahlamayı, bronz tenimi, minimum giyinme lüksünü, her an her şeyi yapabileceğime dair içime dolan enerjiyi bırakasım; kısaca ikisinden de vazgeçesim gelmiyor. E hal böyle olunca ben her mevsim dönümünde depresyondan depresyona koşuyorum... Sürekli mutsuz (dahası pesimist), buruk ve kalbi kırık dolaşıyorum ortalarda, hiç bir sebebi olmamasına rağmen üstelik...Hele eve girince.. Mezara girmiş gibi oluyorum resmen. Neden mutsuz olduğumu da anlatamıyorum haliyle. Sürekli gülen insan olunca, neden mutsuz olduğumu da soran çok oluyor. Ama son zamanlarda bu halimi bastıracak bir alternatif buldum gibi. Önelikle beraber vakit geçirmekten keyif aldığım yeni arkadaşlar edindim. Günlerle onlarla beraber, zevkli ( genel olarak alkol yoğun :) aktivitelerle geçiriyorum bir şekilde. Eve vardığımda kitap okumaktan - ki kimi  zaman ona da halim olmuyor- başka bir şey yapmaya ya da düşünmeye halim kalmıyor. Böylelikle hayatım anlamsız depresyonlarla baltalanmamış oluyor. İçim daralıp da gözlerime pıtırcık yaşlar dolmuyor :) Ben gibi sebepsiz depresiflere duyrulur =)) 

4.12.10

BİR DAHA BANA BENZEME


yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca cesedime yağdı

bana bir şey olursa diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
düşünürken üşürsem diye korktum
oturup siyah portakallar yedim
oturup korkunç kitaplar okudum
içimde bir sıkıntı gibi cinayet
içimde bir sığıntı gibi telaş
içimde felaket gibi bir merak
hislerimin uzağına düştüm, şimdi çok üzgünüm
şimdi çocukluğumun uzağına da düştüm
daha da düşersem diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
ay kıvrılırsa diye
kan kıvranırsa diye
can sıçrarsa ölürken bir yerlere,
daha da ölürsem diye korktum
 
seni birkaç saniye düşünürsem;
sessem, sersem bir heceysem eğer
seni bir kelime edersem diye korktum
seni kötü bir cümlede kullanırsam
adını söylerken takılırsam, yalnış telaffuz edersem
böyle bir günah işlersem
tanrı affeder diye korktum

yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca bu şiire yağdı

sağol aşkım
sağol kırık kolum, kesik bileğim, kırık yüzüm,
kesik geleceğim, kırık sonsuzluğum

her şeye rağmen
yağmura bulanmış, güzel bir yazdı...

KÜÇÜK İSKENDER


(Not : Bu 2. Küçük İskender oldu sanki... Ama şiiri okuyunca, daha sonra da kendisinden dinleyince... Bu kadar içime işleyince, paylaşmadan geçemedim ) 

.

2.12.10

iki türlü kafayı bulurum ... 1- senin sözlerinle ... 2- o içmekten usanmadığım şişelerle ...

Kumanda Paneli...

Hayatımın da bir kumanda paneli olsa keşke... Biraz neşe, biraz hareket katsam her istediğimde... Ne bileyim, işteyken mesela, saat 4 civarı -tam da sıkılmaya başladığım anlarda - aklıma kahve içip tatlı yemek geldiğinde kumandanın tuşlarına basıp bana eşlik edebilecek muhabbet şinas bir arkadaş yaratabilsem... Ya da evde sıkılıp kendimi caddebostan sahile atmak istediğimde uygun hava şartlarını bir iki tuşa basıp ayarlayabilsem... Efsane olmaz mıydı yahu... Damarıma basan her şeyi değiştirir, kendime muhteşem bir hayat yaratırdım.. Ve tahmin ediyorum zerrece de sıkılmazdım hayatımın gidişatından.. Ama haliyle teknoloji ne kadar ilerlese de hayallerimin gerçek olma ihtimali yok :):) Ama beni bozmaz... Kötü şeyler de olsa hayatın iyi yanını bulucam bir şekilde... Her geçen gün biraz daha eğitiyorum bu konuda kendimi :D Tamam evrene mesaj yollama boyutuna gelememiş olabilirim ama bir şekilde pollyannacılıkla da idare edilebiliyor sanki... 

1.12.10

Ante Mortem Şarkısı


Bilinçsizce şekilleri birleştiriyorsun
yalnızca kesici bir alet edineceksin belki de..
Korkuyorum..
korkularım, geceyarıları uyanıp aya bakıyor
Ay, tanrının bıraktığı parmakizi gökyüzünde!

Ben, bu aşkta uzaya açılacağım yekpare,
diyorsun. giyinmişsin. kararlısın anlaşılan.
Sınırını izinsiz geçen kaç düşman askeri vardı ki sanki
Dur! Yabancı! Parola!
Hiçbir vahşi kurt
insana sığınmaz yaralandığında!
Parola: suskun kalakalan dudaklarda
vurularak yakalanmış firari bir sevgili..
hani
ecelle aramda gerili sestelleri
içinden süzülür ya
rüzgar gibi bir melankoli
diye yazmıştın, bilmem hatırlar mısın,
tanıştığımız gün çakıltaşlarını kaydırarak
bir ebru ustası edasıyla yalıçapkını denize..
İşte tam bu esnada, şimdi, ayrılırken
casus hatıra uçakları beliriyor ardı ardına
radar ekranı yeşil nemli gözlerinde!

Sonbahara takılmış bir ağaç
çığlık çığlığa nasıl düşürürse yapraklarını
Bir kelebek
nasıl saklarsa ruhunda meleklerin öldürdüğü bir tırtılı
öyle bir trajediyle
Öyle bir dönüşümle kabulleniyorum
kendi doğana sırnaşmanı!

Mutluluklar diliyorum sana yavrum
yalnızca kesici bir alet edineceksin belki de..
Bekliyorum..
bekleyişlerim, geceyarıları uyanıp aya bakıyor
Ay, suçlu bir tanrının robot resmi gökyüzünde!

KÜÇÜK İSKENDER